Yaşlı İhtiyarın Büyük Pişmanlığı ve O Kara Çocuk

       Ona ilk sıcak bir ağustos gününde  kavurucu sıcakların baş gösterdiği, güneşin adeta kafamın üzerini omlet yapacak ısıya getirdiği saatte, yoğun trafik akışının olduğu, saniyede bir arabanın gelip bir arabanın gittiği caddede araba camı silmeye çalışırken rastladım. Kırmızı ışığın yanmasını bekleyiş hali, hipodromda yarıştırılan atların start verilmesini beklediği o anlarda ki izlenimi uyandırmıştı bende.

Yırtık pırtık, çamurlu kıyafetler içinde, yüzünde biriken kir ve güneşin yaktığı kara suratı belirgindi. kırmızı ışık yandığında çevik bir şekilde atlardı arabaların önüne. ilk ulaştığının başlardı camına su sıkıp silmeye  sürücünün şaşkın bakışlı gözleri önünde. Ne yalan söyleyeyim sokaktan toplanması gereken köpek gibi görmüştüm. tiksinmiştim sürekli gözümün önünde olmasından. kiminden 3- 5 kuruş para kazanıyor, kimi sürücünün ağır hakaretlerine maruz kalıyor ve basıyordu küfürü. trafikte büyük sorundu doğrusu 12 yaşındaki bu kara çocuk. sürücülerin camlarını açmamasının baş sebebiydi.

Şimdi düşünüyorum da gözlerimin dolmasını engelleyemiyorum. o çocuk işte yanı başımda, ekim ayının serin bir gününde ufka doğru denizi izliyoruz beraber az önce çay satıcısının sunduğu çay eşliğinde.

O delikanlının adı Ahmet. yüzüme bakıp her gülümsediğinde kendimden, insanlığımdan utanıyorum. daha düne kadar ben değilmiydim sokak çocuğu gördüğümde köpek muamelesi yapan. ne değişmişti de alt üst olmuştum. Aslında çok şey değişmişti o sıcak ağustos günü bankta onu seyrederken elimde sigaramla.

Serseri, gün ortası alkolü fazla kaçırmış genç bir sürücü, hızını kesmeden ışıklara doğru tam gaz basmıştı altındaki lüks otomobille. Önümden geçerken aracı görmemle kaybolması bir oluvermişti. Felaket çanları çalmıştı kulaklarımda. kesin birine zarar verecekti emindim. Ama gözlerimin önünde o tiksindiğim kara çocuğa çarpacağını aklıma getiremezdim.

Ahmet kırmızı ışığın start vermesiyle her seferinde olduğu gibi atlamıştı yola, arabaların durduğunu kontrol etmeden. Orta şeritte duraklamış araca ulaşacağı sırada, alkollü serserinin ani freniyle irkilmiş yinede kaçmaya fırsat bulamamıştı. O gün gözlerimin önünde olan o kazada 100 metre aracın altında sürüklenmişti. Elinde ki su şişesinin yol kenarına fırladığını görememişti.  Kim bilir aklından neler geçmişti. küçücük hayatı film şeridi oluşturmuş muydu zihninde.  O zaman tabi hiç biri umurumda olmamıştı. bu düşüncelerden uzakta magazin haberleriyle meşgul olmaya devam etmiştim büyük bir soğukkanlıkla. Ta ki o kadın görünene kadar.

Onca insan varken neden bana seslenmişti. Şu an bile bilemiyorum.  Neden soğukkanlı duruşum mu yoksa umursamaz tavrım mı anlamak zor.  Kafamı çevirip kaza mahallinden gelen sese kulak verdim. Belli ki yaya geçidinden geçerken olaya müdahale edenlerden biriydi. Çevrede biriken küçük kalabalığı uzaklaştırmasından ilk yardım uzmanı olduğunu düşünmüştüm. Afallamış bir şekilde kaza mahalline hızlı adımlarla gidişimi hayret içinde izliyordum.  O kara çocuk için neydi bu telaş. belki de kadının çekiciliği etkilemişti beni kim bilir.

Kazaya karışan araç ve sürücü ortalıkta yoktu. sadece ortada tüm vücudu pestile dönüşmüş kan revan içinde o kara çocuk. İçimin huzursuzlanmasına anlam verememiştim başta. Sürekli böyle olaylarla karşılaşmadığımdan dolayıydı tepkim.

O gün orada yerde öldüğünü düşündüğüm kara çocuk yanı başımda.  öldürmeyen Allah öldürmüyor sözünü doğruluyor.  kolunda ki alçı dışında turp gibi bir yakışıklı. Hayatının değişmesinden, insan yerine konulmasından çok mutlu. ama içindeki yaralar sanırım hep iz bırakacak onda.

O kadın yanına ulaştığımda kalabalığı uzaklaştırmasına yardım etmemi söylemişti büyük bir telaşla. Görevi devraldığımda Ahmet’in nabzını ölçmüş yaşadığını, bir an önce hastahaneye ulaştırılması gerektiğini söylemişti.

Nasıl oldu diye sormayın ama o gün o ambulansla bende hastane yolunu tutmuştum Soğukkanlılığımdan eser kalmamış bir şekilde.

Ameliyata alındığını, durumun düzeleceğini öğrenmiştim hastanede beklediğim saatler sonunda.  O kadını bir daha görmedim evime doğru yola çıktığımda. Kimdi bilmiyordum ama bu kara çocuk ona hayat borçluydu.  Gerçe yaşamak istediğinden emin değildim. neden beni kurtardınız da diyebilirdi uyandığında.

O gece gözlerime uyku inmek bilmiyordu, ne zaman karanlığa yumsam, aklıma o kara çocuğun start ışığının yanmasını bekleyişi, kirli pasaklı suratı geliyordu. ve tabi yerde boylu boyunca yatan çiğnenmiş bedeni.  Merak ediyordu içimdeki ses onu. Duyarsız kalamayacaktım. belkide ilk defa böyle kendimi dinlemiştim. Şaşkındım. Meğersem duygularımdan ne kadar uzaklara gitmişim.  Duygularımı hatırlamamı sağlamıştı o çocuk yatağımda dönerken.

Karar verip hastaneye onu görmeye gittim olaydan bir hafta sonra. Oradaydı bir odaya alınmıştı. belli ki kimi kimsesi yoktu. ziyaretçisi olmamıştı sekreterin söylediğine göre. Belkide çocuklarını arıyordu ailesi. Yardımcı olup ailesine haber verebilirdim. Ahmet’le ilk o gün göz göze geldim. sorgulayıcı bir şekilde gözlerini dikmişti gözlerime. Korkup kaçırdım o an.  Belli ki bir çok cevaplanmasını beklediği soru vardı.

İlk cümlesi, gözlerinin arasından süzülen yaşlar eşliğinde ”kardeşime döner ekmek götürecektim akşam söz vermiştim” olmuştu. Yanılmamıştım ailesi vardı. Sokağa salmış çocuğunu üstünden kazanç elde ediyor, kullanıyordu genç delikanlıyı. Hükümetin önlem alamamasından dolayı köşe başında türemişti Ahmetler.  Düşüncelerime kısa ara verip tanımaya çalışmalıydım uykularımı kaçıran bu çocuğu.

İlk cümlesini takip eden cümleler;  kardeşim 9 yaşında bir kız, kaldığımız inşaatta beni bekliyordu. kimsesi yok diğer çocuklar dışında.  Çok meraklanmıştır.  İyi davranmamış olabilirler. bir yılda kaç kere kavga ettik onlarla zaten. Ne oldu böyle bana…. Şaşkın lal olmuş dilimle bakakaldım. Bu çocuk kardeşiyle birlikte sokakta diğer sokak çocuklarıyla yaşıyordu. Karınlarını da araba camı silerek doyuruyorlardı.

Bu kara çocuğa duyduğum tiksinti birden geçmişti. Kendimden utanmış aşağılık pislik olduğumu, düşündüğümü hatırlıyorum.  Benim gibi emekli biri için her şey toz pembeymiş. Gün içinde karşılaştığımız o çocukları dışlayıp söylenmek dışında hiç bir şey yapmadığımızı, kim niçin orada düşünmediğimizi, 3-5 kuruş  verip başımızdan sağarak aslında sokaklara itenin bizler olduğunu, onları dışlayarak hayattan koparan hayvan yerine koyan biz olduğumuz geldi aklıma. Asıl hayvanın biz olduğunu öğrendim. Onlar bizden çok daha  insanmış meğersem.  Dış görünüşle, yaptıklarıyla insanı yargılamanın çağ dışı olduğunu biliyorum artık.

Ahmet’le ilerleyen sohbetlerimizde ailesinin kardeşini ve kendisini, kazadan 1 yıl önce sokakta bırakıp eşyalarıyla birlikte kaçtığını, sokakta geçen 3-5 aç ve korkutucu gece sonunda sokaktaki kader ortaklarıyla karşılaştıklarını, o gün bu gündür buldukları inşaatlarda, eski harabelerde  geceyi geçirdiklerini, bazen mendil satarak, bazen tartı, bazende cam silerek ekmeklerini kazandığını, kendilerini herkesin dışladığını,  dışarıda hasta günlerinin çok zor geçtiğini her şeyi anlatmıştı bu tanımadığı yabancıya. Vicdanım el vermedi o günden sonra onu, orada sokaklarda bırakmaya. Ben emekli ihtiyar olarak, eşimle çok istememize karşın çocuğumuz olmamıştı.  Evlat sevgisini yaşamak, onlara anne baba sevgisini tam anlamıyla vermek için evlatlarımız olarak kabul ettik. Eşiminde bu fikri kabul etmesi beni mutlu etmişti doğrusu.

Şimdi bu ekim günü bankta Ahmetle çayımızı içerken, eski düşüncelerim aklıma gelsede ara sıra, huzurluyum. Bana Ömer amca diye hitap ediyor. 55 ve 58yaşındaki ihtiyarlar olarak hayatımıza Ahmet ve Ayşe’nin girmesini büyük bir lütuf olarak görüyoruz.  Onlar artık okuyor ve çalışmak zorunda değiller. sıcak yuvamızı onlara açtık.  Ahmet sabahçı, Ayşe ise şimdi okulda biz çaylarımızın son yudumlarını içerken.

Bazen keşke diyorum benim gibi tüm insanlarımızın böyle felaketlere gerek olmadan hayata karşı duyarlı olabilse, onlara dışlamak yerine tanıyıp yardımı baştan savarcasına değil gerçekten etse. Onlara yuva bulabilse. Benim gibi vurdumduymaz biri değiştiyse eminim sizlerde değişebilirsiniz.

Hepimizin duyarlı ve anlayışlı olduğu gelecek günlere

Ömer SEVEN